Kendimizi Neden Sürekli Eleştiriyoruz?

Bir arkadaşınız hata yaptığında ona ne söylersiniz? Muhtemelen anlayışlı, yumuşak bir şey. Peki aynı hatayı siz yaptığınızda içinizden geçen cümle nedir? Bu iki cevap arasındaki mesafe, çoğumuz için şaşırtıcı derecede büyüktür.

Doğada meditasyon yapan bir kişi

İç eleştirmen nereden geliyor?

Kendimize yönelttiğimiz o sert ses genellikle bize ait değildir; sonradan içselleştirilmiştir. Çocuklukta ya da ergenlikte sıkça duyduğumuz cümleler, bir bakım verenin beklentileri, kıyaslandığımız anlar zamanla zihnimizde bir "iç ses" hâline gelir. Yıllar sonra kimse bize bir şey söylemese bile, o cümleler kendi sesimizle tekrar edilmeye devam eder.

Bu yüzden "neden kendime bu kadar acımasızım?" sorusunun cevabı çoğu zaman kişilik değil, öğrenmedir. Öğrenilmiş olan da yeniden öğrenilebilir.

Eleştiri aslında bir koruma girişimi

İç eleştirmeni düşman gibi görmek anlaşılırdır, ama çoğu zaman işe yaramaz. Çünkü o ses genellikle bir işlev üstlenmiştir: sizi hazırlıksız yakalanmaktan, reddedilmekten ya da utanç yaşamaktan korumaya çalışır. Mantığı şudur: "Ben seni önce eleştirirsem, başkası eleştirdiğinde daha az acıtır."

İç eleştirmen, kötü bir yöntemle iyi bir şey yapmaya çalışan bir koruyucudur.

Bu bakış açısı önemlidir, çünkü sesle savaşmak onu güçlendirir. Onun neyi korumaya çalıştığını anlamak ise gerilimi düşürür.

Öz şefkat nedir, ne değildir?

Öz şefkat üzerine yapılan çalışmalarda kavram genellikle üç bileşenle ele alınır:

  • Kendine iyi davranmak: Zorlandığınız anda kendinize yargılayarak değil, anlayarak yaklaşmak.
  • Ortak insanlık: Hata yapmanın, yetersiz hissetmenin insan olmanın bir parçası olduğunu hatırlamak. "Sadece bende var" duygusu acıyı büyütür.
  • Bilinçli farkındalık: Zor duyguyu ne bastırmak ne de içinde boğulmak; olduğu gibi görebilmek.

Öz şefkatin en sık yanlış anlaşılan yanı, tembellik ya da bahane üretmek sanılmasıdır. Oysa araştırmalar tersini gösteriyor: kendine şefkatli yaklaşan insanlar hatalarından sonra daha çabuk toparlanır ve sorumluluğu daha kolay alır. Çünkü utanç, insanı kaçmaya iter; şefkat ise bakmaya cesaret verir.

Denenebilecek dört şey

  1. Sesi yakalayın ve yazın. İçinizden geçen cümleyi aynen not edin. Yazıya döküldüğünde çoğu cümlenin ne kadar sert olduğu daha net görünür.
  2. Arkadaş testini uygulayın. "Bu durumda olan çok sevdiğim birine ne derdim?" diye sorun ve o cümleyi kendinize söyleyin. Başta yapay gelebilir; bu normaldir.
  3. "Ama" yerine "ve" kullanın. "Hata yaptım ama telafi edeceğim" yerine "Hata yaptım ve telafi edeceğim." Küçük bir değişiklik gibi görünür; ilkinde kendinizi savunmanız gerekir, ikincisinde ikisi de doğru olabilir.
  4. Bedeni de işin içine katın. Zorlandığınız bir anda elinizi göğsünüze koymak ya da omzunuzu tutmak gibi basit bir jest, sinir sistemine güvenlik sinyali gönderebilir.

Değişim neden yavaş?

Yıllardır tekrarlanan bir iç ses birkaç haftada susmaz. Amaç zaten susturmak değil; yanına ikinci bir ses eklemektir. Zamanla o ikinci ses daha erken devreye girer, daha uzun kalır ve iç eleştirmen tek belirleyici olmaktan çıkar.

Eğer bu ses hayatınızın büyük bir kısmını kaplıyorsa, kararlarınızı kısıtlıyorsa ya da değersizlik duygusuyla birlikte geliyorsa, bunun üzerine tek başınıza çalışmak zorunda değilsiniz. Şema terapi gibi yaklaşımlar tam da bu tür kökleşmiş örüntülerle çalışmak için geliştirilmiştir.

Not: Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve kişiye özel bir değerlendirmenin ya da psikoterapi sürecinin yerine geçmez. Zorlanmanız sürüyorsa bir ruh sağlığı uzmanına başvurmanızı öneririm. Acil bir durumdaysanız 112'yi arayabilirsiniz.
Tüm yazılara dön Randevu Oluştur
Devamı

İlgili Diğer Yazılar